Ana Sayfa Kadın ASLA YALNIZ YÜRÜMEYECEĞİZ!

ASLA YALNIZ YÜRÜMEYECEĞİZ!

gönderen Serüven Dergisi

Su Yılmaz –

Son günlerde sol içinde yaşanan olaylarla beraber tekrar taciz gündemiyle yüz yüze geldik. Birçok kadın parti içinde yaşadığı taciz, mobbing gibi saldırıları Twitter üzerinden herkesle paylaşma alanı buldu. Kadınların birbirlerinden güç bularak yaşadıkları korkunç deneyimleri aktarması dayanışma alanında olumlu bir sonuçtur. Taciz kültürünün sol içinde bile bu kadar yaygın olması erkeklerin egemen olduğu her alanda bu gibi durumların kaçınılmaz olduğunun bir göstergesidir. Aynı zamanda kadınlara yapılan eleştiri ve ithamlar maalesef ki bizi taciz kültürünün tanımını yapmaya mecbur bırakmıştır.

Kadın hareketlerinin en büyük kazanımlarından biri olarak sayılan tacizin bir suç olarak yasalarda tanımlanması 1970’lere dayanıyor. Bu dönemde “uygunsuz ya da saldırgan, istenmeyen cinsel yorumlar, bakışlar, teklifler ya da fiziksel temaslar” olarak tanımlanan cinsel taciz (sexual harassment), daha sonra cinsiyetçi bir davranış, yorum, teklif ya da ifadenin de taciz olduğu gerekçesiyle cinsiyet temelli taciz (gender harassment) olarak adlandırılmaya başlandı. İş yerindeki psikolojik şiddeti, duygusal tacizi tanımlamak amacıyla kullanılan mobbing kavramı ise 1980’lerde literatüre girdi. Bu kavrama karşılık olarak “yıldırma”, “duygusal saldırı”, “duygusal linç”, “iş yeri sendromu”, “(iş yerinde) taciz”, “psikolojik şiddet”, “işyerinde moral taciz”, “(iş yerinde) zorbalık”, “manevi taciz”, “yıldırmaya yönelik psikolojik saldırı” ifadelerinin de kullanıldığı görülmektedir. Tanımlamaların çokluğu dezavantaj gibi gözükse de, ya da ayrıştırıcı suçlar gibi ele alınsa da hepsinin kaynağı birdir. Bu yüzden bu tanımlamaların birleştiriciliğinin de altını çizmeye gerek görüyorum. Aynı zamanda bu durumun kaynağında güç ilişkilerinin yattığını belirtmekte fayda var. Özellikle son yaşananlarda gördüğümüz gibi parti içlerinde konumlarından güç alan erkeklerin de bu tip saldırıları gerçekleştirdiği bu tezin başka bir yansıması. İçinde yaşadığımız erkek egemen sistemin toplumsal ve kurumsal yapısı hiçbir erkeğin bu durumdan azade olmadığını, erkeklik hallerinin dayattığı tüm zorbalığın farklı biçim ve boyutlarda olduğunu da gösteriyor. Sol örgütlerin kadın sorunundaki yaşadıkları zaaflar ve bu mücadele eksikliğinin en büyük yansıması olarak sayılabilir bu durum. Bahsettiğimiz bu sol içi yoz düzen sadece kadınlara yönelik saldırılarda çıkmış örgütsel kararlara ve görevlere kadar yayılmış durumdadır. Sol içinde siyaset yapan erkeklerin ve öncülük ettikleri siyasi yapılanmaların kendilerini ataerkil düzenden azade saymaları, erkek egemenliğin parti ve örgütler içinde “aşılmış” bir durum olduğunu baştan varsayar konumları bu yaşananların asıl sebeplerinden biridir. Hiçbir örgütün ataerkil düzenden azade olmadığının bilincine varılmalı ve bu kavrayışla konum alınmalıdır. Özellikle sol içerisinde görece hacmi daha büyük olan yapılarda bu gibi taciz ve mobbing durumlarının olması önemli bir göstergedir. Kapitalizme karşı mücadeleyi kendine birincil görev olarak biçen bu yapılarda egemenlik ilişkilerin tesisi kadınlar aleyhine ciddi sonuçlar doğurmaktadır.

Yaşadığımız bu durumda biz kadınlara düşen görev karma örgütlerde ve hayatın her alanında örgütsel, yaşamsal olarak kendimizi güçlendirmemiz ve kadın dayanışmasını koşulsuz ve kesintisiz bir biçimde devam ettirmektir. Hayatımızın her alanında karşılaştığımız sözlü-fiziksel tacizler, türlü türlü zorbalıklar sadece ve sadece biz kadınların mücadelesi ve örgütlülüğüyle sonuca ulaşabilir. Bütün kadınları beraber mücadele etmeye ve yozlaşmış düzeni yıkmaya çağırıyoruz.

Related Posts

Yorum Bırak