Ana Sayfa Kültür-Sanat İSTİKRARLI HAYAL HAKİKAT MİDİR?

İSTİKRARLI HAYAL HAKİKAT MİDİR?

gönderen Serüven Dergisi

Su Yılmaz –

Son zamanlarda çok konuşulan ve kendine has tarzıyla birçok kişiyi kendine hayran bırakan Gaye Su Akyol gerek açıklamalarıyla gerek muhalif tavrıyla dikkatleri çekmenin yanısıra uzun zamandır kitlelerin özlemini çektiği ‘sanatçı’ belki de. Bunun en yeni örneği ise son albümü ‘İstikrarlı Hayal Hakikattir’. En yeni dememizin sebebi 2014 ve 2016 yıllarında çıkardığı ‘Develerle Yaşıyorum’ ve ‘Hologram İmparatorluğu’ albümlerinde bahsedilen özelliklerini çok sık bir şekilde görmüştük. İstikrarlı hayallere devam edecek olursak Gaye Su Akyol The Guardian röportajında albüm hakkında şöyle diyor: “Kulağa yeni dalga bir şey gibi sıradan gelebilir ama bu gerçeklikten kaçmak değil. Hatta gerçeklikten kaçmaya karşı bir şey. Hep beraber dünyanın her yerinde kanser gibi yayılan şeytana, faşistlere, çıldırmış kişilere karşı savaş başlatmak için hayal kurmalıyız.” Nefrete, ayrıştırıcı her türlü davranışa ve söze, örgütlü kötülüğe fiili olarak tanık olduğumuz bu günlerde insanlığı bu çukurdan kurtarabilecek en önemli şey istikrarı ve buna bağlı hayalleridir. Yukarıda da bahsedilen ve bir albüm adından fazlası olmaya iddialı bu sözü inceleyecek olursak:


Sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün hat safaya ulaştığı bir toplumda hangi özelliğimizin kalıcı değer taşıdığına karar verilebiliriz? Kısa vadeye kitlenmiş yaşamlarda nasıl uzun vadeli hedeflere sahip olunabilir? Her an parçalanan ve sürekli yeniden şekillenen koşullarda ve kurumlarda karşılıklı güven ve bağlılık nasıl sürdürülebilir? Aslında bunlar esnek kapitalizmin karakter açısından karşımıza çıkardığı koşullar mıdır?
Bahsettiğim değişim koşullarının en popüler sloganı bu anlatılanların tam karşısında yer alan ‘No Long Term’. Sloganın başat ülkesi Amerika’da bunun somut örneği şu şekilde görülebilir: En az iki yıl eğitim almış Amerikalı bir genç çalışma hayatı boyunca en az 11 defa iş değiştirmeye ve bu süreç boyunca da en az üç defa temel becerilerini yenilemeye hazır olmalı. Bu durum ise atamaları, işten çıkarmaları, net ve sabit kurallara bağlı olmamayı beraberinde getiriyor. Bütün bunlarla birlikte somutlaşan maddi değişimler aslında karakterimizi ve kişisel ilişkilerimizi de şekillendirmekte işlevsizdir. ‘No Long Term’ güvene, sadakate ve karşılıklı bağlılığa zarar veren bir ilkedir. Kuracağımız sosyal-kişisel bağlar, modern kurumlar ve kısa vadeli çevrede kısıtlı hatta imkansızdır. Güvensizliği ve sürdürülebilir benlik duygusunun aşınmasını da beraberinde getirir. Yeni kapitalizmin zamansal boyutu olarak adlandırdığımız bu slogan ise yine kişisel ilişkiler aktarıldığında ‘bırak git’ , ‘kendini adama’, ‘fedakarlıkta bulunma’ anlamına gelir.


15.yüzyılın sonunda şair Thomas Hoccleve, The Regiment of Princess’te ”Nereye kayboldu bu dünyanın istikrarı?” diye sorar. Homeros’tan duyduğumuz bir haykırıştır bu. İnsanlık tarihin büyük bölümünde savaşların ve felaketlerin aniden değişeceğini, doğaçlama yaşamak zorunda olduklarını biliyor ve bu belirsizlikle yaşıyordu. Ancak bugün belirsizlik hiçbir tarihi felaket olmadan gündelik yaşama sinmiş durumadır. İstikrarsızlık olağan bir durumdur. ‘No Long Term’ anlayışı kişinin davranışlılarını yolundan saptırıyor, kişisel ilişkilerini zedeliyor, güven ve sadakat bağlarını birbirinden koparıp iradeyle davranışı birbirinden ayırıyor. Peki bu istikrarla esnekliğin savaşı nereden geliyor diye bir soru yöneltirsek karşımıza şüphesiz Diderot ve Adam Smith çıkacaktır. 18. yüzyılın ortasında başlayan tartışmalarla istikrarın olumlu yönü Diderot’un 1751 ve 1772 yılları arasında yayımlanan büyük ansiklopedisinde anlatılırken bunun tam tersini de en dramatik haliyle Adam Smith Ulusların Zenginliği (The Wealth of Nation) kitabında betimliyordu. Diderot işteki istikrarın diğer ezberleyerek öğrenme çeşitlerinde olduğu gibi gerekli bir öğretici olduğunu düşünüyordu. Paradoxe sur le Comédien (Aktörlük Hakkında Aykırı Düşünceler) adlı kitabında bir sanatçının rolünün sözlerini sürekli tekrar ederek nasıl o rolün derinliklerine inebildiğini açıklamaya çalıştı. Aynı zamanda Diderot istikrarın bu erdemini endüstriyel emekte de bulmayı umuyordu. İşçilerin emek sürecinde her bir aşamayı idare etmesini, belirli bir işlemi tekrar ederek hızlanıp yavaşlamayı, yeni uygulamalar ve şekiller geliştirmeyi anlatır. Bu tekrar ve ritimle işçinin akıl ve uyumunu sağlar. Diderot da şüphesiz Voltaire gibi insanın istikrarı ve onun ritimlerini öğrenerek kontrolü ele alıp dinginleşeceğine inanıyordu. Smith için bunların hepsi imkansızdı ve bir rüyayı temsil ediyordu. İstikrarın ruhu ve insan aklını öldürdüğünü düşünüyordu. İstikrar belli bir noktada zararlı hale gelmeye başlar. Çünkü insan kendi çabası üzerindeki hakimiyetini yitirir. Çalışma zamanı üzerindeki kontrolünü yitirmesi insanın zihnen öldüğü anlamında gelir. Bu yüzden endüstriyel rutin insanın karakterinin bütün derinliğini yok etme tehlikesini barındırır. Bunu kabul ettiğimiz takdirde ise çalışma sürecinin doğasına saldırmamız gerekir. Olağanın erdemine inanıyorsak eğer Richard Sennet bize şu soruyu soruyor: ‘Esneklik birlikte getirdiği bütün risk ve belirsizliklerle birlikte düşünülürse yok etmeye çalıştığı kötülüğü gerçekte daha da pekiştiriyor olabilir mi? İstikrarın karakterimizi pasifleştirdiğini kabul etsek bile esnekliğin bizi yaşama daha müdahil kılması nasıl mümkün olabilir?’ Karşımıza çıkan alternatifleri ancak yerleşik alışkanlıklarımıza göre değerlendiririz. Anlık reflekslerin ve kısa süreli davranışların hakim olduğu düzenli rutinlerden mahrum bir yaşam anlamsız bir varoluştur diyebiliriz.


Gaye Su Akyol ile beraber gün yüzüne çıkan, hayatın belli noktalarında sorgulamalar yaratabilecek bir cümle bu. Gündelik telaşlara, düzen tarafından dayatılan bütün ‘düzensizliklere’, insanın kendini ya da hayallerini unutup başka yaşamlara dahil olma çabasına bir tokat gibi çarpıyor. Gaye Su bunu kendi mücadele yöntemi olan müzikle hatırlatıyor. Peki, ‘İstikrarsızlığın asıl hedefi olan genç kuşak bunu nasıl yapacak?’ sorusunu yöneltecek olursak da bu sorunun cevabı şüphesiz: insanların geleceğine, kimliğine, kimi sevip kimi sevemeyeceğine karışan-karşı çıkan bütün herkese ve her şeye beraber hesap sormaktan ve mücadele etmek için yan yana gelmekten geçiyor. İlk başta sorduğumuz soruyu cevaplayalım o halde.

Evet, İstikrarlı Hayal Hakikattir.


İstikrarlı hayallerde görüşmek üzere.

Related Posts

Yorum Bırak