Ana Sayfa Kültür-Sanat YIKIMIN ve ŞİDDETİN KEŞFİ

YIKIMIN ve ŞİDDETİN KEŞFİ

gönderen Serüven Dergisi

Mahir Akkoyun –

Joker’le birlikte planlayan, yetenekli kahraman imajı gökten indiriliyor ve tıpkı diğer milyonlar gibi ne yapacağını bilmeyen, öfkesi aniden patlayabilecek bir zavallı haline bürünüyor. Gerçekliğin kendi üzerindeki etkisini yaşadığı tramvalar ile birlikte daha da şiddetli hisseden karakter aslında çok da büyük işler yapmıyor.

Süper kahraman filmlerinde somut nedenlere alışık değilizdir. Kahramanlar ya da anti-kahramanlar kişiliklerini oluşturan tüm toplumsal ilişkilerden ve etkilerinden azade birer üst varlıklardır. Elbette duygusal ilişkileri mevcuttur; aşık olabilir, kızabilir, sevinebilir ve espri yapabilirler ama bir insanın benliğini oluşturan temel ilişkiler ile bağıntılı değildirler. Bu haliyle temel ve genel olan yadsındığı için kahramanlar insana ait ne kadar özellik taşıyor olsalar da bir yönüyle soyutturlar.

Joker filminde ise bu soyutluğu parçalamaya dair bir girişimin olduğu açıktır. Arthur Fleck insan olduğunun kanıtı olarak sadece sevinip üzülmez ya da espri yapmaz. Daha ötesine geçerek diğer tüm insanları da etkileyen ekonomik, sosyolojik olayların üzerinde olumsuz etki bırakdığı gerçek bir özneye dönüşür. Psikolojik tedavisi için gerekli olan tedaviye ve ilaçlara erişimi, sağlık ödeneklerinin kesilmesi ile ortadan kalkar. Git gide sefalete sürüklenen diğer milyonlarca insan gibi işinden atılır. Artık o gerçektir, gerçektir çünkü insanın birey olarak belirlenimini sağlayan ve günümüzde çarpık şekilde işleyen toplumsal üretim ilişkilerinin bir mağdurudur. Onlardan azade değildir. Sokaklarda günden güne büyüyen ve önüne geçilemez bir hal alan öfkenin farkındadır ve onun bir yönüyle parçasıdır artık.

Joker’i yaratan geçmişin, annesi tarafından yaşadığı istismar ve şiddet üzerinden kurgulanmaya çalışılması ise süper kahraman filmlerinin genelinde görülen basit ailesel sorun klişesine yine başvurulduğu göstermektedir. Böylece çok daha çarpıcı bir hikayenin önüne geçilmiş ve vaadedilen gerçeklik bulanıklaştırmıştır.Her ne kadar bu aksaklık göze çarpsa da neyse ki film sadece bundan ibaret değil.

Joker’le birlikte planlayan, yetenekli kahraman imajı gökten indiriliyor ve tıpkı diğer milyonlar gibi ne yapacağını bilmeyen, öfkesi aniden patlayabilecek bir zavallı haline bürünüyor. Gerçekliğin kendi üzerindeki etkisini yaşadığı tramvalar ile birlikte daha da şiddetli hisseden karakter aslında çok da büyük işler yapmıyor. Onu sembol haline getirenler, zenginlere karşı büyüttükleri öfkeyle sokakları dolduran ve tıpkı joker gibi mutsuz oldukları halde mutluymuş gibi yapmaktan bıkan kitleler oluyor. Joker her ne kadar politik biri olmadığını aktarsa da biriktirdiği ve dışa vurduğu öfke tümüyle politik bir anlam taşıyor öte yandan politik olduğu aktarılan başına buyruk kitleler her ne kadar Joker kendini oraya ait görmese de onu bir sembol olarak benimsiyor. Yani Joker politik olmaktan kaçamıyor. Öte yandan politik olmaktan kaçamamakla beraber ortaya konulan bir programın olmadığı aşikar. Yani elbette Joker bir yıkıcı ama ortaya koymaya çalıştığı bir şey de yok. Yok etmenin ötesinde bir şeyi tahayyül edemeyen, bir hiç olan bu adamı sembolleştiren ve muhtemelen onda kurtuluş arayacak olan kitleler ise aslında kendi sonlarını hazırlıyor. Burada neden örgütlü bir hareket yok, neden siyasal bir program yok demek sanırım filmin sıkıcılaşmasına yönelik bir beklenti olurdu. Zaten filmin alternatif ortaya koymak gibi bir gayesinin olmadığı da açık. Sadece olabilecek olanı gösterme derdinde, ötesi üzerine bir arayışa girişilmemiş (neden girişilsin ki).

Özellikle maskenin hikayesine de odaklanmalı. Nitekim filmi izlerken maskesiz bir Joker düşünebiliyorsunuz, o makyaj olmasaydı da Joker’in Joker olarak aynı şekilde delireceğini ve kaotik bir sürecin başlangıcına etki edebileceğini tahmin edebiliyorsunuz. Bunun nedeni de geçmişle oluşturulan ve sıradan bir insanı kaybedecek hiçbir şeyi olmayan, hayatının bir komedi olduğuna kanaat getiren bir hiçe dönüştüren olguların varlığı. Bunu diğer Jokerlerde görmek pek mümkün değildi. Şimdiye kadar tüm varlığını kahraman veya onun nüfuzu ile olan ilişkisine borçlu olan Jokerler izlemiştik. Christoper Nolan Joker’i de öyleydi, yıkıcıydı ama yıkıcılığı Batman ile olan ilişkisine bağlıydı. Bu Joker ise tüm bunların ötesinde, maskenin arkasındaki sıradan adamdan ibaret. Maskeye ve savaşacağı bir kahramana ihtiyacı yok.

Bu filmi diğerlerinden farklı kılan şey mantıksal işleyiş ve bu da basit gerçeklere odaklanmaktan kaynaklanıyor. Asgari düzeyde risk alarak ve alışıldık Joker imajını da tamamen ortadan kaldırmayarak da bir düzeyde fark yaratılabiliyor. Ötesini beklemek ise yersiz. Film emekçi sınıfların ve onların gitgide kötüleşen durumunun, bu durumla birlikte ortaya çıkan umutsuzluğun ve öfkenin varabileceği noktaları gözler önüne seriyor. Bunu da yine o öfkenin bir öznesi olan; işinden atılan, sağlıklı yaşam sürebilmesi için gerekli olan ihtiyaçları ve hakları elinden alınan, insanların haklı öfkesini sefalet içindekilerle dalga geçerek unutturmaya çalışan bir TV şovmeni tarafından soytarı durumuna düşürülen Arthur tarafından yapıyor. Joker, Arthur yerine başkası da olabilirdi. Nitekim birçok kez Arthurla aynı yaşam standartlarına sahip, umutsuzluktan ve öfkeden nasibini almış insanlar gördük. Psikiyatristin “bu toplum seni de beni de umursamıyor” diyerek aslında Joker ile toplumsal bir özdeşlik kurması bu filmin tek bir özne özelinde bir şey olmadığının bir kanıtıydı. Senaryoyu basitleştiren klişelere başvurulsa da liberal anlatının aksine Joker deliliği toplumsal yaşantının içinden çekip almıştı. O toplumun kendisiydi, toplum da onun kendisiydi. Kimseyi öylesine öldürmedi ve şiddete de öylesine başvurmadı, ona ne olursa olsun diyerek gülmeyi tembihleyen ve sahte bir gerçekliğin içine sıkıştıran annesini öldürerek zincirlerinden kurtulmaya başladı. Fakat bu zincirlerden kurtulduktan sonra ne yapacağına dair hiçbir şey planlamadı. Sadece içindeki öfkeyi bir noktadan sonra şiddete başvurarak dışarı vurmaya başladı.

Tüm bunlara bakarak filmin Kapitalizmin doğal bir sonucu olan gelir eşitsizliğinin ve tekelleşen servetin neden olduğu toplumsal çöküntünün neden olabileceği felaketi aktarmaya çalıştığı söylenebilir. Milyarlarca insanın gitgide sefalete sürüklendiği günümüz dünyasında günden güne hiçleşen insanların biriken öfkesi ile birlikte nereye varacağı belli olmayan bir şiddeti yol edinebilecekleri aşikardır. Çok fazla risk almadan, biriken ve güncel olan öfkeyi de değerlendirerek ve belki de sömürerek yapılmış olan bu film, yıkımın ardından geleceği tahayyül etmeyi bize bırakıyor. Tam da bu yüzden bu filmden daha ötesini beklemek doğru olmaz, yanlış ve yersiz bir beklentiyle izlenmediği takdirde sadece olabilecek olanları aktarmış olduğu anlaşılabilir. Olması gereken ise filmin gündemi değildir, böylesi bir piyasanın ürünü olan bir filmden daha ötesini beklemek de en azından şimdilik hata olur diye düşünüyorum. Öte yandan şiddetin bir araç olarak kitleler tarafından keşfedildiği anda nasıl bir şeye dönüşebileceğine dair anlatı da bize farkında olmadığımız kendi gerçekliğimizi sunmuş bulunuyor. Film olabilecek olan bir ihtimali ve şiddetin yaratıcı-planlı bir yönü olmadığında felakete neden olabileceğini göstermiş. Ortaya çıkan sonuç açık, şiddet öyle ya da böyle kendini var edecek; biz onu mantıklı şekilde yönetirsek daha iyiyi kurmak için, yönetemezsek sonu belli olmayan bir felaket için..

Related Posts

Yorum Bırak