Ana Sayfa PerspektifAkademi SINAV SİSTEMİNİN ÇARPIKLIĞI: REKABET, ZORUNLU KAMERA VE AYNALAR

SINAV SİSTEMİNİN ÇARPIKLIĞI: REKABET, ZORUNLU KAMERA VE AYNALAR

gönderen Serüven Dergisi

EMRE ARSLAN –

Hayatımıza pandemiyle beraber dahil olan online eğitim hem biz öğrenciler hem de akademisyenler için yeni bir deneyim. Eğitim süreci, birçok aksaklık ve yetersizliklerle devam ederken sınav döneminin de gelmesiyle birtakım haksızlıklar ve ihlaller de karşımıza çıkmaya başladı. Zorunlu kamera, iki kamera, üç kamera, ayna, ses kaydı, telefon ön kamerası vb. gibi zorlayıcı uygulamayla öğrencilerin kopya çekme ihtimalinin önüne geçilmeye çalışıldı.

Mesele bu haliyle ele alındığında biz öğrenciler bu sınav sistemine çeşitli gerekçelerle karşı çıktık ve çıkmaya devam ediyoruz. Bu yazıda ise itirazlarımızın nedenlerini derinleştirirken aynı zamanda da sınav yönetmeliklerinin, disiplin cezalarının, keyfi uygulamaların neden gerçekçi çözümler olmadığını tartışacağız.

Bugünün eğitim sistemi egemen ideolojiyle kurduğu bağlar itibariyle bir öğrenim süreci olmaktan uzaklaşmış ve üstüne pandemi dönemiyle beraber uzaktan eğitime dönülmesiyle giderek daha da verimsizleşmiştir. Özellikle sınav sürecinde okulların ve akademisyenlerin kendilerine has politikaları ile öğrenciler üzerinde kurduğu bir takım tahakküme varan uygulamaları bir yerden sonra verilen eğitimin sınanması gerçeğinin de içini boşaltmıştır. Çünkü bizler bu süreçte ilk olarak bilgiye ulaşmanın zorluğu ile yüzleşirken, diğer yandan da akademisyenlerin oluşturduğu tali problemler ile uğraşmak zorunda bırakılmaktayız.

Mevcut sistemin yapısı gereği, insanlar doğdukları andan itibaren rekabetçi bir hayata ayak basmaktadır. Şüphesiz bu rekabetçilik olgusu düzen içerisinde yaşamımızı belirleyen üretim ve bölüşümden bağımsız değildir. Dolayısıyla, bu adaletsizliğin devamı için eğitim, egemen ideolojinin vazgeçilmez bir aracıdır. Mevcut sistemde eğitimin toplumsal faydadan ziyade salt bir birey başarısı üzerine kurulması rekabeti körükler. Bu durum öğrencileri öğrenme sürecini ikinci plana atarak kendi sıra arkadaşını dahi bir rakip olarak gören bir süreci doğurmaktadır. Sınavlarda temel kaygı öğrenmek veya tartışmak değil bir diğerini geride bırakmaktan ibaret oluyor. Sistemin eğitimin en başından itibaren öğrenciyi hayallerle donatması ve öğrencinin de bu hayalleri gerçekleştiremediği takdirde hayatının alt üst olacağı kaygısı öğrenciyi rekabet etmeye iter. Herkesi rakibi olarak görmeye başlayan öğrencinin yalnızlaşması kaçınılmazdır. Sınav başarısı göstermediği için intihar eden öğrenciler buna en iyi örnektir. Bizlere düşen görev eğitimin bu rekabetçi anlayışına karşı öğrencilerin ortak çıkarları doğrultusunda dayanışmayı örmektir.

Yalnızlaşan öğrenci üniversitelerde bir özne olmaktan çıkıp süreç içerisinde edilgenleşir. Nihayetinde eğitim süreci öğrenciler için artık bir öğretim süreci olmaktan çıkmaktadır. Tam da bu noktadan itibaren öğrenim sürecinden kopuk, günü kurtarma hevesleriyle ezberciliğe yöneltilen öğrenciler toplamı, üretim sürecinde de aynı edilgenliği devam ettirir.

Devam edelim, öğrenim en nihayetinde salt bilgi alışverişinden ibaret değildir. Dolayısıyla biz öğrencilerin ihtiyaç duyduğu ve bilgiyi yerinde olgunlaştırdığımız sosyal ortamlardan uzak kalma durumu mağduriyetlere bir yenisini eklemektedir. Nihayetinde sınav dönemleri geldiğinde ise kopya çekmeye yeltenmek, ezber yaparak günü kurtarmak gibi refleksler ise öğrencinin aslında bu yaşadığı mağduriyetlere karşı verdiği reflekslerdir, ayrı okunmamalıdır. Bir diğer açıdan sınavlarda istenilen bilgisayar, kamera ve internet gibi gereklilikler belli bir ekonomik düzeyi gerektirmekte ve bu da verilen eğitimin eşitsizliğini bir kere daha ortaya çıkarmaktadır. Öğrencilerin çok büyük bir kısmı bilgisayara sahip değil bu süreci kimi zaman ödünç bilgisayarlarla kimi zaman ise ufak telefon ekranlarıyla derslere katılmak durumunda kalmıştır. Özellikle yetersiz altyapının olduğu ve hatta alt yapının dahi olmadığı kırsal alanlarda yaşayan öğrencilerin eğitime erişimi imkansız hale geliyor. Bu durum ise devletin gündemine dahi giremiyor.

Öğrenciler başta sosyal medya olmak üzere birçok kanaldan hak taleplerini dile getirmektedir. Her ne kadar sosyal medyada kimi okullardaki zorunlu kamera uygulamalarına karşı KVKK’nın ihlali üzerinden bir savunma gerçekleştirilmiş ise de uygulamanın meşru olmaması bundan ziyade yeterli koşulların olmaması ve sınavların bu biçimlerinin bir ölçüt olmamasında aranmalıdır. 

Buradan itibaren içeriği ve tarzıyla verilen tek taraflı eğitimin reddi, ilk olarak biz öğrencileri üniversitelerde hak ettiğimiz asıl özne konumuna taşımada önemli bir adım olacaktır. Dolayısıyla egemen ideolojinin oraya çıkardığı edilgen öğrenci profili bu verili düzenin devamı için vazgeçilmez ise bunun tersyüz edilmesi de aynı zamanda bilimsel olana ulaşmanın gerekliliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir diğer temel zorunluluk ise bu süreçlerde sıra arkadaşlarımızı rekabet unsuru görmeyi reddedip dayanışmayı büyütmektir.

Related Posts

Yorum Bırak