Ana Sayfa Perspektif EVDE KAL TÜRKİYE AMA SADECE HAFTA SONLARI

EVDE KAL TÜRKİYE AMA SADECE HAFTA SONLARI

gönderen Serüven Dergisi

Barış Dorak –

Dünyada COVİD-19 salgınının ilk ortaya çıkışından itibaren yaklaşık 4 buçuk ay geçti ve bu salgın başta Çin, ABD, İngiltere, İtalya ve İspanya gibi devletler olmak üzere tüm dünyada ekonomik ve sosyal açıdan büyük kırılmalara yol açtı ve açmaya devam ediyor. Özellikle ABD’nin, salgının yayıldığı yaklaşık son 1 aylık dönemde salgının merkezi haline gelmesi neo-liberal politikaların ürünü olan özelleştirmelerin ve bunun doğurduğu ücretsiz sağlık hizmeti hakkından yoksunluğun, salgının artışının önlenememesine yaptığı etkiyi bir kez daha net bir şekilde ortaya koydu.

Türkiye’de salgının bilançosuna bakacak olursak kısaca, Sağlık Bakanlığının verilerine göre ilk vaka 10 Mart’ta, kaydedilen ilk ölüm de 15 Mart’ta meydana geldi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın 1 Nisan’da yaptığı açıklama ile de COVİD-19’un tüm Türkiye’ye yayıldığı açıklandı. 14 Nisan itibariyle de güncel açıklanan verilere göre Türkiye’deki COVİD-19 bilançosu şu şekildeydi; toplam vaka 65.111, toplam ölüm 1403.

Bu bilanço ortaya çıkarken Sağlık Bakanlığı önce televizyon dizilerinde doktor rolüyle boy gösteren oyuncularla reklamlar çekip evde kalma uyarılarında bulunurken, daha sonra birçok ünlü isimle evde kalma çağrılarını arttırıp reklam kampanyalarına dönüştürdü. Aynı zamanda GSM operatörleri de kendi evde kal mesajlarını cep telefonlarında yayınlarken, evde kalma konusunda konuşulmayan tek konu çalışmak zorunda olan işçi, emekçi insanların nasıl evde kalacağı oldu.

Çoğunluğu geçimlerini günlük yevmiye ile sağlayan insanlar olmak üzere, işe gitmediği taktirde açlıkla karşı karşıya gelmesi muhtemel olan ülkenin büyük bir kesimi, evde kal temalı videolarda görünen ünlüler kadar canlarını sevmiyor, toplumu düşünmüyordu belki de. Bakanlığın açıkladığı paketlerde emekçilerden hiçbir şekilde bahsedilmezken, sadece içi boş bir “Evde Kal Türkiye” mesajı verilip, asıl sorumluluğun üzeri örtülüyordu.

Tam bunlar olurken 10 Nisan Cuma günü gece aniden açıklanan hafta sonu sokağa çıkma yasağının yarattığı panik ortamında insanlar yakınlarındaki ya da uzaklarındaki marketlere akın ederken sosyal medyada AKP’li ve bazı orta sınıf muhalif diyebileceğimiz kesimler, oturdukları yerden halkı aşağılamaya ve had bildirmeye başlamıştı. ‘2 gün sokağa çıkmasa ölür müydü?’, ‘acil bir ihtiyacın yoksa neden sokağa çıkıyorsun?’ , ‘insanlar önemli ihtiyaçlarını alırken luppo ve kola için markete mi çıkılır?’ gibi sorularla kendince bir ihtiyaç sıralaması oluşturup, halkın ne yapmasını veya neyi önce yapmasını belirliyordu kendince. Ama bunu yaparken esas sorulması gereken soru hiç akıllarından geçmiyordu. Esas sorunun, çok önemli ve hayati bir uygulama olan sokağa çıkma yasağının, karardan yalnızca birkaç saat önce açıklanmasının yarattığı toplumsal infialin sorumluları ve halk sağlığını daha da tehlikeye atanlar olduğu hiç akıllardan geçmiyordu.

Bu yasak sonrası ortaya çıkan zorunlu kaos halinin toplumdaki yansımasını henüz görmemişken, Erdoğan kurul toplantısı sonrası yaptığı açıklamada bu hafta sonu sokağa çıkma yasağının en az bir hafta daha devam edeceğini büyük bir önlem alırcasına duyurdu. Bu yasağın en temel sebebi tabii ki de halkın sağlığı değil, hafta içi devam eden iş gücünün devam etmesi ve sermayenin zararının minimuma indirilme çabasıydı. Türkiye’nin ısrarla evde kalması çağrısının yapıldığı ama bu çağrının sadece toplumun bir kesimine yapıldığı, işçinin, emekçinin ve çalışma zorunluluğu olan her kesimin evde kalmasının o kadar da elzem olmadığı, çünkü ülkedeki çarkın bir şekilde dönmeye devam etmesi gerektiği ve bunun da bu kesimler aracılığıyla yapılması gerektiği her açıklamada bir kez daha utanmadan açıklanıyordu.

Temasla hızla yayılan bir salgında bile, önceliği, halkın sağlığı, insanların canı olmayan ve uygulamalarını “devlette sermayenin devamlılığı esastır” üzerine kuran AKP, salgının ilk yayıldığı andan itibaren ilan etmesi gereken zorunlu sokağa çıkma yasağını, şuursuzca ve iş bilmez bir şekilde önce 65 yaş üzerine uygulamaya karar verip daha sonra kendince bu kararı bir adım öteye taşıyıp 20 yaş altına da uyguladıktan sonra, en son bu kararı 30 il ve Zonguldak’ı kapsayacak şekilde tüm Türkiye’ye uygulamakta karar kıldı fakat yine halkın hiçbir şekilde yararı olmayacağı bir yöntemle, sadece hafta sonlarıyla sınırlı tuttu bu yasağı. Bunu yaparken sorulması gereken şu basit soru muhtemelen akıllara hiç gelmedi; bu virüs sadece hafta sonları mı yayılıyor?

Önümüzdeki günlerde daha da devam edecek muhtemel salgın yayılmasının, böyle halktan uzak ve düşman bir yönetimle ‘önlenmeye’ çalışılmasının yaratacağı sonuçları ilerleyen günlerde daha net bir şekilde göreceğiz. Esas zararın, en az salgın kadar, alınan yanlış ve bilinçsiz önlemler olduğunu ve halkın açıkça sağlığıyla ve canıyla oynandığını çok da uzun olmayan bir gelecekte acı bir şekilde yaşayarak tecrübe edeceğimizi tahmin etmek çok da zor olmasa gerek.

Related Posts

Yorum Bırak