Ana Sayfa Perspektif MEDYANIN YIKICI ETKİSİ: LİNÇ KÜLTÜRÜ ÜZERİNE

MEDYANIN YIKICI ETKİSİ: LİNÇ KÜLTÜRÜ ÜZERİNE

gönderen Serüven Dergisi

Su Yılmaz –

Sosyal medyanın ortaya koyduğu yenilikler toplumsal süreçlere katkı sunmuş ve bu süreçleri destekleyen bir yaklaşım olarak kendisini göstermiştir. Yeni medyanın topluma bilinç kazandıracağı ve örgütlenme faaliyetlerini kolaylaştırarak demokratik süreçlere katkıda bulunacağı düşüncesi sosyal medyanın ‘aydınlık’ yüzü olarak adlandırılabilir. Sosyal medyanın toplumsal hareketleri başlatma, kadın cinayetleri vb. olaylarda kamuoyu oluşturma gibi olumlu etkilerinin olduğu görülmektedir. Fakat diğer karanlık yüzüne bakacak olursak da bu dönemi; kitle psikolojisi ve linç eğilimi olarak ele alabiliriz. Herhangi bir içeriği sorgulamaya ihtiyaç duymayan bireyler, kendi politik cemaatlerinin yönlendirmesiyle hareket etmekte ve lince ortak olmaktadırlar. Bu da kitle psikolojisinin en temel özelliklerindendir. Öyle ki hem politik hem sosyal anlamda hakim gücün ya da toplumsal normların aksine paylaşım yapanlar linç kültürüne maruz kalmaktadır. Bahsettiğimiz linç kültürü ne yazık ki internet teknolojileriyle sınırlı değil ve çok eskiye dayanıyor.

İlk olarak 18. yüzyıl Amerika’sında karşılaştığımız bu kültür; ismini Charles Lynch’den alır. Peki bu kültüre adını veren Charles Lynch kim diye soracak olursak  karşımıza bir çiftçi olmasına ve herhangi bir hukuksal altyapısı olmamasına rağmen 1769-1778 yılları arasında Virgina mahkemelerinde yargıçlık yapmış biri çıkacaktır. Tabii bu yargıçlık dönemi düşündüğümüz gibi adil geçmemiştir. İngiliz yanlısı olduğunu düşündüğü bir çok insanı apar topar yakalayıp yasadışı mahkemelerde yargılayıp kırbaçlama, malına el koyma ve zorla askere alma gibi cezalara çarptırmıştır. ‘Linç etmek’ , ‘linç yasaları’ gibi kavramlar 1850’li yıllarda Charles Lynch sayesinde sözlüklerimize girmiştir. 1850’lerden fazla uzaklaşmadan bahsedebileceğimiz bir diğer oluşum ise 1865 yılında yine Amerika’da kurulan siyah ve göçmen karşıtlığıyla bilinen Klu Klux Klan’dır. Siyahilerin kazanmaya başladığı haklara, özgürlüklere ve siyah-beyaz eşitliğine karşı çıkmış olup, şiddet ve terör unsurlarını kullanmaktan çekinmemişlerdir. Türkiye öznelinde sayısız örnek verebiliriz bu duruma fakat akıllara ilk gelen örneklerden biri Madımak Katliam’ı  olabilir. 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenliğine katılmak üzere Sivas’a gelen 33 yazar, ozan ve düşünür, etnik kökenlerinden ve alevi olmalarından kaynaklı yüzlerce kişilik bir grubun saldırısına uğradı. Bulundukları otelin ateşe verilmesi sonucu yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Akıllara kazınan bir diğer örnek ise şüphesiz Tahir Elçi’dir. Vefatından yaklaşık 1 ay önce yaptığı açıklamalar yüzünden gözaltına alınan Elçi, sık sık hedef gösteriliyordu. 28 Kasım 2015’te Diyarbakır’ın Sur ilçesinde yaptığı basın açıklaması sonrasında, açıklamanın yapıldığı sokakta açılan ateş sonucu başına isabet eden bir kurşunla yaşamını yitirdi.

Linç kültürünün çıkışına baktığımızda bahsettiğimiz üzere fiziki şiddet, zorla malına el koyma ve can alma gibi unsurlarla karşılaşıyoruz fakat günümüzdeki -bahsettiğimiz karanlık taraf- sanal linç kültürü bunu direkt yapmak yerine psikolojik  şiddet üzerinden dolaylı bir şekilde yapıyor ve sonuç  pek farklı olmuyor. Sanal linci, kitleleri bir kişi ya da kuruma yapmış oldukları psikolojik yok etme arzusu olarak da değerlendirebiliriz. Uğradığı linç kişiyi sosyallikten uzaklaştırıp uzun bir süre depresyon süreci geçirmesine sebep oluyor ve kişi bunun nihai aşamasını intihar etmekte görüyor. Tabii bu her koşulda yaşanan bir sonuç değil fakat kişi üzerinde yıkıcı etkilerini görmemek -ya da yok etme arzusuna tanıklık etmemek- imkansız. Genel olarak örneklerde linç edenin saldırgan tutumu, sorumluluk duygusunun olmaması, özdeşleşme, hoşgörüsüzlük ve dayatma, ayrımcılık, kinizm, deşarj, ön yargı, tanrısallaştırma  gibi özellikler söz konusudur. Özellikle kadınlar ve LGBTİQ+ bireyleri üzerinde bu örnekleri çok sık görüyoruz. Giydikleri kıyafetten kendi vücutlarındaki değişimlere ve yaptıkları açıklamalara kadar birer ‘linç öğesi’  haline gelmesi, başkalarının kendinde bu konuya dair söz  söyleme hakkı bulması da ayrı bir tartışma konusudur. Sanal linçteki temel amaç kendinden farklı olanı ya da kendisinin hoşuna gitmediği her şeyi cezalandırma arzusudur. Bu arzu benzer düşüncedeki insanlar tarafından bir virüs gibi yayılır. Bunun en büyük sebebi ise tahammülsüzlüktür.

Bu nedenle sosyal medya üzerinden gerçekleşen nefret söylemlerinin dikkate alınması ve kontrol edilmesi önemlidir. Hangi sebeplerin linç kültürünü doğurduğu ve doğurduğu sonuçlar daha detaylı araştırılmalıdır. Özellikle sosyal medyayı daha aktif kullanan genç kitleye bu alana dair eğitimler verilmeli,  türlü kampanyalar ve çalışmalarla desteklenmelidir.

Related Posts

Yorum Bırak