Ana Sayfa Açıklamalar DİSTOPİK BİR ZAMANDAN GERÇEKLİĞİN ZEMİNİNE DOĞRU

DİSTOPİK BİR ZAMANDAN GERÇEKLİĞİN ZEMİNİNE DOĞRU

gönderen Serüven Dergisi

Roni Gören-

”İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi keyiflerine göre değil; kendi seçtikleri koşullar içinde değil, doğrudan karşı karşıya kaldıkları, belirlenmiş olan ve geçmişten gelen koşullar içinde yaparlar.” *

* Karl Marx – Louis Bonapart’ın 18 Brumaire’i

Erdoğan ve partisi AKP uzun zamandır hayatımızda, biz istemek de önemlice bir yer kaplamakta. Özellikle son dört yılda çok yoğun bir şekilde hayatımızın en ücra köşelerine kadar sızan ve müdahale alanları oluşturmaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Okuduğumuz üniversitenin rektörünün atanmasından bölümlerde okutulan ders içeriklerinin anti-bilimsel bir yönde değiştirilmesine, üniversiteleri kendi isteklerine göre bölüp parçalamaktan kampüslerde yapılan yurtlara ve bunların yönetmeliklere kadar üniversiteye dahil olan pek çok alana iktidar açık saldırılar yapmaktan çekinmemektedir. Toplumun kendinden olmayan bütün kesimlerine yaptığı saldırılardan biz üniversitelilerin payına düşen yalnızca bu değil elbette. En temel ifade özgürlüğü ve yaşam tarzına dahi müdahale eden bir iktidardan bahsediyoruz. Kendi yaşam tarzı dışında hiçbir farklılığı tanımadığı gibi kendinden olmayan herkesi marjinal gruplar gibi göstererek mahalle baskısını üzerlerinde oluşturmaktan geri kalmıyor. Toplumda kadınlar, gençler, emekçiler, yoksullar -hatta artık sigara içenler dahil- yani kendisi ve rantiye çevresi dışında kalan herkesle kavga eden bir iktidar gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Son dönemde akademiyi ve bilimi esareti altına almaya çalışan Erdoğan ve partisi AKP bu alana dönük çok yönlü bir saldırı furyası başlattı. İlk olarak yaptığı yasal değişikliklerle Cumhurbaşkanlığının yetkisini arttırarak üniversitelere kayyum rektörler atadı. Genel teamüllerinde dışında kabul edilen bu kayyım atamaları saldırının ilk dalgasını oluşturdu.

Devamında çıkardığı KHK’lar ile muhalif, sosyalist ve aydınlardan oluşan binlerce akademisyeni “terör propagandası” yaptığı bahanesiyle okullarından uzaklaştırdı. Bununla birlikte atadığı rektörler ve dekanlar aracılığıyla muhalif öğrenciler üzerinde bir cadı avı başlattı. Bu cadı avında üniversitelere soktuğu cihatçı gruplara saldırı yapmalarını teşvik edip kendini savunan öğrencilere uzaklaştırmalar vererek bu öğrencilerin okulla ilişiğini kesmelerine kadar uzandı. İktidarın bu paranoyak hali öyle bir hal aldı ki kulüp faaliyetlerini dahi kendisine karşı bir organizasyon görerek çoğunu kapattı veya işlemez hale getirdi.

AKP iktidarı döneminde ortaya çıkan en önemli sorun ise bütün bunların ötesinde geleceğimizin koca bir bilinmeze dönüştürülmesidir. Binlerce üniversite açıp eğitimin niteliğini düşürerek sermayenin ihtiyacı olan fazla iş gücü, AKP iktidarı döneminde bizzat kendileri tarafından yapıldı. Sermayenin ihtiyacı olan ucuz iş gücünü koca bir işsizler ordusuyla oluşturan AKP mezun öğrencilere hiçbir gelecek vaat etmemektedir. Tamamen sermayenin insafına bırakılmış mühendis ve mimar maaşları artık asgari ücretten yalnızca biraz fazladır. Atanamayan on binlerce öğretmen okullarda sözleşmeli personel statüsünde hiçbir özlük hakkı tanınmadan yok pahasına çalıştırılıyor. Doktorluk ve avukatlık mesleği artık eski tüm ayrıcalıklarını yitirmiş durumda. Avukat olan arkadaşlarımız artık asgari ücretlerle büyük hukuk ofislerinde çalıştırılmak zorunda bırakılıyor. Keza binlerce doktor da güvenlik soruşturması gerekçesiyle atanamıyor ve özel hastanelerin ucuz çalışanlarına dönüştürülüyor.

Bütün bunların dışında ise bize alttan alta dayatılan başka bir gelecek tasavvuru da mevcut. Özellikle AKP’nin baskısının arttığı bu dönemde yazının başında sıraladığımız gerekçelerle disütopik bir gelecek kurgusu yapılıyor.

Bu anlatı kendi çizdiği sınırlar içerisinde onların istediği gibi yaşamayı ya da yurt dışında yaşamayı “kaç-kurtul“ formülasyonuyla bize sunuyor. Dünyayı yalnızca kendinden menkul gören bir anlayışın sonucu olarak gelişen bu fikrin kabul edilmesi mümkün değildir. Elbette yurt dışında daha nitelikli bir eğitim alınabilir ancak bu, karşılaştığımız sorunları gerekçe göstererek bu toprakların dışında bir gelecek kurgusu yapmak anlamına gelmemelidir. Hayatımız ve geleceğimizle ilgili sorunları görmezden gelerek veya ‘’Zaten gideceğim’’ mantığıyla üstesinden gelmek maalesef pek mümkün ve gerçekçi değildir. Sorunları ancak üzerine giderek ve onun karşısında birlikte hareket etme kabiliyetini göstererek çözebiliriz. Bugün yaşadığımız sıkıntıların hiçbiri çözümü imkansız sorular değildir.

Erdoğan ve AKP döneminin bizlere saymakla bitmeyecek birçok saldırısı oldu. Ancak bildiğimiz gibi her şey kendi zıttı ile kaimdir. Yani saldırılar olduğu sürece üniversite gençliği de buna karşılık bir cevap üretmiştir ve üretecektir. Bu dönem içerisinde ODTÜ Ayakta eylemleriyle birlikte başlayan üniversiteyi ve kampüsleri savunma eylemleri ciddi bir yaygınlık kazandı. Devamında Gezi Direnişi gençliğin AKP’ye ve saldırı politikalarına verdiği en büyük cevaptır. Memleketin her köşesine yayılan, bizim 68’imiz niteliğine dönüşen Gezi Eylemleri umutsuzluğun en yoğun, AKP’nin tarihinde en güçlü olduğu dönemde iktidarı temellerinden sarsmayı başardı. Gezinin artçıları olarak değerlendirebileceğimiz üniversitelerdeki bu hareketlilik bugüne kadar kendini yeniden üretmeyi başarabildi. Bunun en somut örnekleri lokal de olsa, bölünme eylemleri, Kavaklık direnişi, Çapa Tıp’taki ders boykotu ve Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Direnişi olarak sıralayabiliriz. Ancak bütün bu karşı koyuşlar toplamda büyük bir enerjiye tekabül etse dahi tek tek ele alındığı ve bu mücadelelerin birbiriyle olan bağı inşa edilemediği için sönümlenme eğilimine girmektedir.

Yazının başında Marx’tan yaptığımız alıntıya dönecek olursak bizler kendi tarihlerimizi kendimiz yapabilecek potansiyele ve maddi koşullara sahibiz. Ancak bunu zorunlulukların bilincine vararak gerçekleştirebiliriz. Bu zorunluluklar ise akademiye, bilime, geleceğimize, haklarımıza ve yaşam tarzımıza yapılan saldırılar karşısında bir arada hareket etmekten ve uygun bir mücadele zeminini inşa etmekten geçmektedir. Üniversitelilerin inşa edeceği bu zemin gençliğe yönelen bütün baskıların altından kalkabilir ve geleceğini kendisi tayin edebilir. Başarının tek ve zorunlu yöntemi budur.

Related Posts

Yorum Bırak