Ana Sayfa Teori SAĞ POPÜLİZM Mİ? NEO-FAŞİZM Mİ?

SAĞ POPÜLİZM Mİ? NEO-FAŞİZM Mİ?

gönderen Serüven Dergisi

F. Emre Arslan-

Avrupa başta olmak üzere dünyanın hemen hemen her yerinde sağ özellikler taşıyan partiler iktidara geliyor. Dünyada yükselen bu aşırı sağa, sağ popülizm sıfatıyla yaklaşanlar bir de neo-faşizm diyenler var. Aralarındaki fark nedir? Gerçekten sağ popülizm midir, yoksa neo-faşizm mi?

Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’yla yenilen klasik faşizm, Sovyetler Birliği’nin olmadığı kapitalist bölgelerde hayata tutunmuş ve yeri geldiğinde etkisini göstermiştir. Dolayısıyla faşizm Avrupa’da çok uzun zaman sonra tekrardan hortlamış bir şey değildir. Emperyalist sistem devam ettikçe var olacak, burjuvanın karşı devrim aracıdır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan önce emperyalizmin faşizmi nasıl desteklediği, 1944’e kadar ticaretini devam ettirdiği hatta savaştan sonra yüksek rütbeli nazi subaylarının aklanıp, Batı Almanya’da devlet görevlisi olarak getirildiği ortadaydı. Savaş sırasında istediğini alamayan emperyalizm, Soğuk Savaş döneminde dünyanın birçok yerinde komünizme karşı savaşmış ve onu yok etmek için her türlü kirli yolu denemişti.

Klasik faşizmin yenilmesiyle, soğuk savaştan sonra emperyalizmin kara propagandası başlamıştır. Bu dönemin McCarthy ile başladığını söylemek mümkün. Çoğu düşünüre göre de neo-faşizmin tohumları bu dönemde atılmıştır. Kabaca bir değerlendirme yapacak olursak bazı taraf düşünürler için neo-faşizmin klasik faşizme göre şu anlık gözle görülür bir paramiliter gücü yok ve kendi isteklerini demokratik yollarla çözmeye çalışıyor. Fakat bunun kuluçka dönemi olduğu şüphesizdir. Ayrıca faşizmin reaksiyoner bir özelliği olduğunu da biliyoruz. Her ne kadar neo-faşizmin demokratik olduğu gösterilmeye çalışılsa da, bugün bu partilerin gözle görülür bir sokak gücü olmamasının nedeni karşılarında güçlü bir Sol gücün olmamasından kaynaklıdır. Türkiye tarihinden örnek verecek olursak, 60’ların ve 70’lerin siyasi havasıyla Sol, Türkiye’de bir hayli güçlü bir konumdaydı. Sonrasında ise emperyalist tekellerin nasıl suni bir şekilde Türkiye’deki işçi sınıfının karşısına faşizmi çıkarttığını biliyoruz. Yine tarihte gördüğümüz gibi darbeyle başa gelemeyen Hitler, seçim ile başkan olmuştu ve sonra olanlar malum. Doğal olarak bizim şu an neo-faşizme demokratik gözle bakmamız bazı gerçeklere gözümüzü kapatmamız anlamına gelir.

Yine bazı düşünürler için neo-faşizm, klasik faşizme göre devrimci nitelikte değildir. Bu yargı da yine düz mantık çerçevesinde verilmiştir ve tarihsellikten oldukça uzak bir konumdadır. İkinci Dünya savaşından sonra faşizmin ne denli yıkıcı olduğu kapitalizm tarafından da onaylanmıştır. Dolayısıyla suç sayılan bu ideolojiyi stratejik olarak, doğrudan politikada uygulamak da yanlıştır. Yıllar içerisinde faşizm ile komünizmi totalitarizm potasında eritip aynı ideolojiymiş gibi gösteren emperyalizm tabiki de komünist tehdit olmadığı sürece faşizmi istemeyecektir. Dolayısıyla kapitalizmin 2008’den beri atlatamadığı büyük bir ekonomik kriz içerisinde olduğunu düşünürsek neo-faşizmin neden dünya genelinde kriz ile aynı oranda arttığını görebiliriz.

2008’den beri devam eden ekonomik kriz, kapitalizmin hala atlatamadığı ve can çekiştiği bir durum haline gelmiştir. Ekonomik kriz ile beraber ABD, Hindistan, Brezilya, Türkiye, Avrupa ve daha birçok ülkede yükselen bu aşırı sağ, popülist söylemlerle kitlelerini kendine bağlamaktadır. Örnek olarak uluslararası örgütlerin (AB) artık eskisi gibi işlevsel olmadığını ve bu örgütlerden çıkılması gerektiğini (Euroscepticism) savunmaktadır. Brexit’i bu bağlamda neo-faşizmin bir sonucu olarak görmek de mümkündür.

Neo-faşist partilere bir diğer örnek ise göçmen karşıtlığıdır. Yükselen bu yeni faşizme belki de rengini veren ve en çok örneğine şahit olduğumuz bu durum Avrupa için özellikle Arap Baharı ve sonrasında meydana gelen Orta Doğu’dan Avrupa’ya göç eden ve yeni “istenmeyen yahudiler” olan göçmenlerdir. Emperyalizmin çıkarları için devletlerin kanlı saldırıları sonucunda Orta Doğu’da evlerinden olan bu insanlar artık hayata başka yerlerde tutunmaya çalışırken, bir tehdit öğesi haline gelmişlerdir. Neo-faşizm bu nokta da tekrar devreye girmekte ve bu mağdur insanlar üzerinden kirli siyasetini kendine has popülist söylemleriyle devam ettirmektedir. Örnek olarak gerçekte kapitalizmin bir sonucu olan ekonomik kriz, insanların refah seviyelerinin düşmesini göçmenlere bağlamıştır. Sanki göçmenlerden önce refah içindelermiş de göçmenlerden sonra toplumdaki ekonomik eşitsizlik artmış gibi göstermeye çalışmaktadır. Bunu yaparken de ekonomik kriz sonucu insanlar arasında git gide belirginleşen sınıf farkının ve olası bir sınıf mücadelesinin üzerini örtmeyi hedeflerler. Tehditleri burjuvazi üzerinden alıp göçmenler üzerine getiren bu neo-faşist partiler, kapitalist burjuvazi için oldukça önem taşıdığı gizlenemez bir gerçektir. Dolayısıyla kapitalizm ve neo-faşizm arasındaki nedenselliği ekonomik politik temelinde çözümlersek, neo-faşist partilerin neden şu sıra yükselişte olduğunu da görebiliriz.

Sonuç olarak, kapitalist krizi yükselen bu faşizme -sağ popülizm- adını vererek, önemli bir şey değilmiş gibi göstermek, halklar için tehlike arz eden bu ideolojiyi korumak anlamına gelir. Korkut Boratav’ın da dediği gibi “Kapitalizm, neo-faşizmi –popülizm- diye adlandırarak ona saygınlık kazandırmaya çalışmaktadır”. Dolayısıyla kapitalizmin krizine ve yükselen bu faşizme karşı ancak Sol güçlü bir çare bulabilir.

Related Posts

Yorum Bırak