Ana Sayfa Teori YABANCILAŞMA ÜZERİNE

YABANCILAŞMA ÜZERİNE

gönderen Serüven Dergisi

Roni Gören –

“İnsanın tüm esareti, işçinin üretimle ilişkisinde mevcuttur ve bütün esaret ilişkileri, bu ilişkinin değişik bir biçimidir ve sonucudur.”*

Yabancılaşma kavramı tarihte pek çok düşünür tarafından üstünde çalışılmaya değer bir konu olarak görülmüştür. Yabancılaşma kavramı Rousseau, Feuerbach ve sistemli olarak Hegel tarafından pek çok metinde kullanılmıştır. Bunun yanı sıra edebiyat, sanat, sosyoloji ve sinema gibi pek çok alanda yabancılaşma kavramının konu edinildiğini söyleyebiliriz. Ancak felsefi olarak bugüne kadar kavramın üzerine pek çok makale ve kitap yazılmasının esas nedeni Karl Marx’ın bu kavrama kattığı derinlikle ilgilidir.

Marx ‘ın yabancılaşma kuramı kapitalist üretimin, insanlığın fiziksel ve akli durumu ile bir parçası olduğu toplumsal süreçler üzerindeki yıkıcı etkisini gösterdiği entelektüel yapıdır. Dolayısıyla yabancılaşma kuramını açıklamak kapitalist sistemin üretim ilişkilerini anlamakla mümkün olabilir. Kapitalist üretimi anlamak ise üretim güçleri ve üretim ilişkileri arasındaki çok yönlü ilişkiyi ve tarihselliği kavramakla mümkündür. Marksist tarih kuramına göre toplumda belirli üretim biçimleri var olmuştur. İlkel-komünal topluluk, köleci, feodal ve kapitalist toplum tarihsel olarak üretici güçler ile üretim ilişkisinin bir sonucu olarak ortaya çıkmış üretim biçimleridir. İlkel komünal toplum diğer biçimlerden farklı olarak mülkiyet ilişkilerinin toplumsal olduğu bir toplum biçimidir. Marx’a göre ilkel-komünal toplumda yabancılaşmadan bahsetmek mümkün değildir çünkü özel mülkiyet ilişkisi gelişmediği için sınıflı toplumlardaki gibi farklı çeşitlilikteki insan varoluşlarını içermezler. Bundan dolayı Marx’ ta yabancılaşma her zaman sınıflı ve sınıfsız toplumlar arasındaki bir karşılaştırmaya da işaret eder.

Yabancılaşmayı iki tür olarak ayırmak mümkün:

İlki insanın doğaya yabancılaşması

İkincisi ise, insanın kendi üretici etkinliğiyle, ürünüyle, diğer insanlarla ve türüyle yabancılaşması

İnsanın doğayla yabancılaşması pozitif bir durumdur.Toplumsal bir canlı olarak gelişen insanın doğayla mücadelesi onu üretken ve dayanışmacı bir varlık kıldı.

İnsanın üretici etkinliğine, ürününe, diğer insanlara ve türüne yabancılaşmasının genel çerçevesi şu şekildedir:

İnsanın Üretici Etkinliğiyle İlişkisi

Kapitalizmde çalışmak insanın özsel varlığına uygun değildir. Çünkü işçinin emeği patron tarafından sömürülmektedir. İşçi üretim faaliyeti sonucunda yalnızca bir sonraki gün tekrar üretim yapabilecek bir ücretle çalıştırılır. Bu nedenle çalışırken kendisini onaylamaz, yadsır; rahat hissedemez, mutsuzdur, fiziksel ve zihinsel enerjisini özgürce geliştiremez, bedeni çürür aklı iflas eder ve sadece kendisinin dışsal gereksinimlerini karşılar bu durum insanın etkinliği ve güçleri arasındaki ilişkinin son derece düşük bir kazanım seviyesinde gerçekleştiğini tarifler. Bu üretici etkinliği sonucunda insan(işçi):

“Hiçbir etkinliğinde değil de, sadece hayvansal işlevlerinde özgürce etkin olabildiğini hisseder; yemede, içmede, üremede ya da en fazla evinde ve kılık kıyafetinde, vs, insani işlevlerini yerine getirirken kendisini hiçbir şey gibi değil ama hayvan gibi hisseder. Hayvansal olan insaniye dönüşür ve insani olan hayvansala dönüşür…” (1)

İnsanın Ürünüyle İlişkisi

Üretici etkinlik ile ürün arasındaki ilişki doğrudan ve nettir. İnsan kendi ürününe yabancılaşır; çünkü bu ürünü üreten etkinliğe yabancılaşmıştır. Marx’a göre “ürün etkinliğin ve üretimin bir özetidir.” Yani işçinin ürününe yabancılaşmasının sebebi çalışma etkinliğinin kendisine yabancı olmasıdır

İlkin işçinin kendi ürününe yabancılaşması, ürünün işçi dışında, bağımsız olarak, kendisine yabancı bir şeymiş gibi var olması demektir, ürün işçinin karşısına çıkan başlı başına bir güç olmuştur. İkinci olarak, emeğin kendisi üretim sonucunda ortaya çıkan nesne içerisinde somutlaşmış, maddeleşmiştir: Emeğin nesneleşmesidir. Son yönü ise işçinin yaşamını devam ettirmek için üretimini sürdürmek zorundadır ve bu da işçiyi ürettiği metaya bağımlı kılar. “İnsan, bir insan olarak doğayı kontrol etme gücüne sahipken, şimdi kendi ürünü insanı kontrol etme durumundadır.”(2)

İnsanın Diğer İnsanlarla İlişkisi

İşçinin ürününün işçiye düşmanlığı; çıkarları, işçinin çıkarlarından doğrudan zıt olan kapitalistin bu ürüne sahip olmasından kaynaklanır. Marx ürünü, kapitalistin gücünün hem maskesi hem de aracı olarak görür. Her bir kapitalist sahip olduğu konumu, işçilerin tekrarlayan eylemleri ile elinde tutar. İşçinin hiçbir biçimde karşılığı olmayan emeği; kendi aklını ve bedenini harap eden emeği; yaşamak için çabalarken zorla dayatılan emeği; bütün tercihlerinin, ürünü kontrol eden kapitaliste bırakıldığı bu dönemin aşağılayıcı toplumsal ilişkileri üretmektedir. Bu toplumsal ilişki biçimi insanın diğer insanlarla ilişkisinin yabancılaşmasının esas sebebidir.

İnsanın Türüyle İlişkisi

“Türüyle ilgili insanın sahip olduğu bilinç, yabancılaşmayla öyle bir dönüşüme uğrar ki, türsel yaşam insan için bir araç olur”(3)

Bilinçli bir varlık olarak insan plan yapabilme, seçebilme, ve öngörülere sahip bir canlıdır. Ancak yabancılaşmış emekte insan, “sadece ve sadece bilinçli bir varlık olduğu için yaşam etkinliğini, özsel varlığını, varoluşunun basit bir aracı haline getirir.” (4) Kapitalizmde insan, bilincinin büyük bölümünü hayatta kalmak için kullanır; bu amacı başaracaksa, yani hayatta kalacaksa böyle bir ilişki biçimi zorunluluktur.

Peki, Marx’ın erken dönem eserlerinde yoğunlukla gördüğümüz yabancılaşma kavramının önemi nedir? Marx’ın yabancılaşma kavramını irdelemesi ve bunu kendi felsefesi açısından yeniden çözümlemesi bir zorunluluk teşkil etmekteydi. Çünkü Marx’nın felsefe, toplum, tarih, iktisat ve bilime bakışını belirleyen şey o ünlü 11. Tez’de ki “Filozoflar şimdiye kadar dünyayı çeşitli biçimde yorumlamışlardır oysa sorun onu değiştirmektir” vurgusunda yatmaktadır, dolayısıyla Marx’ın yabancılaşma kavramını çözümlemesi ve yeniden anlamlandırması bu dünyayı değiştirme arzusundan kaynaklanmaktadır. Marx ne kadar yabancılama kavramının teorik, iktisadi ve tarihsel kökenlerini ortaya çıkarıyorsa bir o kadar da “yabancılaşmamayı” yani yabancılaşmanın aşılacağı komünist toplumun temellerini atmaktadır. Bu yüzden bugün hala pek çok tartışmaya konu olan “yabancılaşmayı” aynı zamanda onun aşılması ve sınıfsız topluma geçişin bir anahtarı olarak görmek mümkündür.

1 Karl Marx – 1844 El Yazmaları

2 Karl Marx, Friedrich Engels – Alman İdeolojisi

3 Karl Marx – 1844 El Yazmaları

4 Karl Marx – 1844 El Yazmaları

Related Posts

Yorum Bırak