Ana Sayfa Uncategorized ÖLÜM, SİYASET, STRATEJİ

ÖLÜM, SİYASET, STRATEJİ

gönderen Serüven Dergisi

Barış Dorak –

Ülke gündeminde ne zaman siyasetin ve siyasetçilerin çözüm üretemediği, tıkandığı, cevap vermeyi dahi beceremedikleri olaylar meydana gelse hemen ilk kurulan cümle şu oluyor; siyaset yapmanın sırası değil. Halbuki ülkede siyasetin meselesi olmayan tek bir olay yoktur. Marketten aldığımız ekmekten tutalım da ödediğimiz doğal gaz faturasına, kadın cinayetlerinden Suriye’de, Libya’da ölen askerlere kadar her şey siyasidir ve siyasetin en gerçek konularıdır. Bu “Siyasetin sırası değil” cümlesinin alt metni ise, ülkede yanlış giden dış politikaya, kötü giden ekonomiye sesini çıkaran insanların bu tarz düşüncelerden arındırılıp, içi boş bir birlik olma, tek vücut olma meselesine indirilmesi. Tabi bu stratejinin tutmasının temel sebebi, her fırsatta ‘birlik’ mesajı altında iktidarın arkasına dizilen ve siyaset üretmekten aciz muhalefettir. İktidarın ihtiyacı olduğu her fırsatta ‘ama’ bile demeden hemen birlik mesajları verip, iktidarıyla muhalefetiyle hep beraber ‘siyasi ayrılıkların sırası değil, şimdi birlik olma sırası’ mesajlarını veren muhalefet ve bu taktiği yıllardır başarılı bir şekilde kullanan bir iktidardan söz ediyoruz burada.


İktidar ve muhalefetin tek bir ağızdan dillendirdiği ve ne hikmetse hiçbir olayda gereği olmayan siyasetin, özellikle iktidar ve ortağı MHP tarafından sıkça kullanılan bir türü varsa, bu ‘ölüm siyasetidir.’ Bunun en güzel örneklerini yıllardır milliyetçi, islamcı sağ iktidarlarda çok net gördük ve görmeye devam ediyoruz. Ölümün sürekli kutsanması ve bu ölümün başkalarının çocuklarının ölümü üzerinde kutsanması, yıllardır iktidarın içeride seçim, dışarıda ise dış politika stratejilerinin temel noktalarından biri oldu. Tabir-i caizse, insanların ölüm üzerinden terbiye edilmesi, bir nevi ölüm üzerinden bir korku senaryosu çizilmesi, iktidarın ölüm stratejisinin temelini oluşturdu. Kısaca hatırlatmak gerekirse, Burhan Kuzu’nun 7 Haziran seçimleri sonrası “Millet kaosu seçti” açıklaması, sonrasında ülke tarihinin en vahşi katliamlarından Ankara Gar Katliamı sonrası Davutoğlu’nun yaptığı “Şimdi Ankara’da ki terör saldırısı sonrasında anket yaptık ve kamuoyunun nabzını tutuyoruz oylarımızda bir yükseliş trendi var.” Açıklamaları, iktidarın ölümler üzerinden nasıl bir strateji yürüttüğünün gerçek örnekleriydi.

Öte yandan bu ölüm siyasetinin dış politikadaki yansımasına bakacak olursak, bu ölümü kutsama fetişinin aslında sadece gerekli olduğu durumlarda ortaya çıktığını da çok net görebiliriz. Geçinemediği için intihar eden insanların, iş bulamadığı için intihar eden öğrenciler ya da bir umut daha iyi bir hayat için Ege’den küçük botlara 35-40 kişiyle beraber Yunanistan’a ulaşmaya çalışırken hayatlarını kaybeden mülteciler, bu iktidarın “ölüm siyaseti” radarına hiçbir zaman girmedi. Çünkü bu konuların konuşulması, iktidarın sorgulanması demekti ve otorite sarsıntısına sebep olacaktı. Ölümü, iktidarın ekmeğine yağ sürdüğü sürece önemli ve sürekli bahsedilmesi gereken bir konu haline getirmek ve üzerine günlerce konuşulması gereken bir konuya indirgemek, iktidarın özellikle Gezi’den beri sık sık kullandığı bir strateji. Yıllardır üzerine inşa ettikleri hayatını kaybeden askerlerin cenazeleri ve bunun nezdinde ölüm kutsallaştırmasının tipik örneğini, 2018 yılının Mart ayında, Afrin işgali sırasında hayatını kaybeden Teğmen Muhammed Kır’ın Erzurum’daki cenaze törenini hatırlatmakta fayda var. Cenaze töreninde bir görüntü sanıyorum ki hafızalardan hiç silinmeyecek. Erdoğan, bir eli Türk bayrağına sarılmış Muhammed Kır’ın naaşındayken, diğer elinde mikrofon ile şu açıklamaları yapıyordu; “… onlar sevgili Peygamberimize ve Peygamberlere en yakın makamda olacaklar. Peygamber Efendimiz’e uğurluyoruz. İnşallah komşu olacaklar. Şehitlerimiz büyük bir mücadeleyi dinimiz için özellikle vatan millet ezanımız için verdiler veriyorlar. Şu anda Muhammedimiz bizi dinliyor. “ Verilen bu görüntü önemli, çünkü iktidar, ölümlerin siyasi karşılığını bulduğu bu dönemde, elinden geldiği kadar hayatını kaybeden askerlerin cenazelerini bir miting havasında gerçekleştirmişti. Oysa öte yandan, asker cenazelerinde iktidarın istediği şekilde acısını yaşamadığı için ‘troller’ tarafından linç ettirilen yakınlarını da görmüştük. 

Tarihi biraz ileri sarıp günümüze bakacak olursak, geçtiğimiz günlerde, İdlib’de, Rus kaynaklarının iddialarına göre cihatçı örgüt mensuplarıyla beraber oldukları için hava saldırısı sırasında hayatını kaybeden 34 askerin ölüm haberinden neredeyse tam iki gün sonra anca açıklama yapabilen bir Erdoğan görüyoruz. Yaptığı açıklamada ölen askerlerden -ki yanlış rakam vererek- çok kısaca bahsedip, konuşmasının kalanını ekonomiyle, turizmle devam ettiren ve yine konuşma esnasında bolca gülerek bu açıklamaları yaptı. Onu ön sıradan dinleyen Berat Albayrak ve İsmail Kahraman gibi isimlerle de gayet neşeli pozlar sergiledi. Yine geçtiğimiz günlerde Libya’da hayatını kaybeden askerler için, Erdoğan’ın yaptığı “Birkaç şehidimiz var” açıklamasını da bununla beraber okuyabiliriz. Konuyla ilgili örnekleri de çeşitlendirmek mümkün. Ölümlerin üzerine konuşmanın artık AKP’ye siyasi olarak bir kazanım sağlamadığı hatta kayıplara yol açabileceği AKPlilerce görülmüştür ki artık 34 askerin hayatının kaybettiği bir ortamda bile gündemini ekonomiyle ya da muhalefete laf yetiştirmekle belirliyorlar.


Related Posts

Yorum Bırak